03/07/2009

Tartışmalara inat: TANRI'nın yerinden..






Gece gelir bazen düşünceye.
Çeker, oturur bir sandalyeye.
Üzerinde bir celse koku vardır.

Kafanızdaki sorular neyse, nasıl bir nefes çektiyseniz,
evvel ve ahir göçmenliği kandadır, vakit kaybetmez, yoklukla tanıştırır.



Onlar
İlgisiz olabilir,
Komaya
virgüller alabilir,
Sokar
elini pazar-kahvaltısı-mutluluğunda bir bala,
İnsana benzer,
gülüş desen aynı, gidiş desen aynı,
Elinizden alınmış
sinema aktörü gibi durabilir,
sonra nedensiz,
en azından Tanrı aşkına,
mantosunu çıkarıp bir çocuk başı kalabilir
bir köy yolu bile etmez ,
medeniyetten midir nedir, gariptir.

Garip olan, insan bilgisi ister, deneyim ister
ipek gibi, tüylerinizin üzerine yerleşmez hemen.

*****

Gecenin bağrında tuzaklar vardır.
Gerdanında çan sesleri, göğsünde sanrılar döner.
Siz düşündükçe o soluk alır, parçalar nağmeler salınır.
Patapuf olursunuz. Suçluluk duyarsınız ansızın;
Sizin yüzünüzden mi öldü uçaktakiler, Madımak'takiler,
siz dikkat etseydiniz, olmaz mıydı Çernobil,
damgalı tanıklar mısınız, gece gece?
Nesiniz?

Patapuf, ah tatlı orospu,
Başkaları uyurken, uyanık olma korkusu seni...
Yine mi sardı,
kaç sene olmuştu halbuki
ince çizgiler bırakmayalı
nereden nereye...
bu bedende...

*************


Düşündüm;
gece çalışan karıncaların yanında, duvara yaslandım, seslerini dinledim önce
bir Tanrı gibi
izlerken, tutamadım kendimi, sınadım onları,
en çalışkanını aradı gözlerim,
en yaşlısını, en gencini, en kaytaranını, haksızca onu fazla suçlayanını,
en yakışıklısını, sonra bakındım yemek yarattım onlara, biraz yağmur,
biraz kararsız kaldım, sürpriz yapayım, dedim sevinsinler,
sendeledim düşürdüm elimdekileri,
öldüler muhakkak
üzülüp üzülmediklerini anlamak için sabahı beklemem gerekiyordu
onlar kadar erken kalkmam,
belki de hiç uyumamam,
insan bile olmamam hatta,
Tanrıysam da,
alıp başımı gitmem
gerekiyordu.


Ama ne oldu,
düş-er-ini buldum.
Ölüm denen şeyin.







Çok iyi
, Oh kurtuldu bizden.
demek değildi bu ama.
Saçma sapan feragatleri, sona süren isteklerden,
yaşamak için koyulan bariyerlerden,

-ki ifade etmiyorsa o bariyer adama

değil bir kariyer,
değil bir gece öpücüğü,
değil bir puppy bakışı,
değil bir halk zaferi,
değil bir ibadet,
değil bir sukunet,
ne etsin yaşarken arkadaşları,
ne etsin ölme kokusunu,
neresine saklasın,
neden etmesin bir eğlence
onu da?
Neden?
Neden? Hiç düşündün mü, neden?-


kurtulmak için gitmiş meğer.
Saçma sapan feragatleri sona süren isteklerden,
yaşama koyulan bariyerlerden kurtulmak için.




Hakikat dahi olsan,
YALNIZSAN,
iyiyi paylaşamadığın, kanundan büyük doğada,
nesindir?

Ne gibidir yaşamak?

Michael gibi 'neverland' olmak mı?
Tek kelime etmeden,
Sabahın altısında, dâhi de olsa,
Fazıl Say gibi,
gidesi gelmez mi adamın?

Nota bilmese, dansa kaldırmasa,
zevk almasa,
nefes bile almasa içi
kaç yüzyıl-insanı kurtarırlar daha?

onların Adları, yetmiyor;
Çoğunluk ve öncelik (kaygısı),
konuşmuyor, duymuyor, dokunmuyorsa.








ve 'Say',
Şu dünya-aklında 'haysiyetini' bırakıp gitmek istiyor.
O dili çoktaaaaan Orta Çağ'da bıraktık diye.
Başka ne yapsa ki insan,
Anlasa insan olduğunu.
*************












Kimsenin hatrına değil bu düşüncem,
zira bedenim çekiyor zamanı
zira alışık beden gece kokusuna

zira better days I live,
don't you give worry, don't you take pitty,
my own thought, I feel it,
bir soruda çürütsem de uyusa evren.

Ölüm, kendi kendine gelmiyor. Toplanıyor.
Duyduklarını da, gördüklerini de katıyor.
Ne kadar can, o kadar acı.


Yavaş yavaş değil, zamansız geliyor.
Hiç bozmuyor istikrarını.
Ansızın.


















Aslında bir insan duygusu bu, 'ansızın'.
İnsan olan için. Bırakacağı ÖZNESİ için.

Ardındakiler, iyi olacak mı korkusu içinde.
DAHA IYI olsun yeter ÇÜNKÜ.
Burası iyi değil artık.

Peki ne yapıyor giden?

Benim dışımdakilere göre,
According to Jim,
Ghost whisperer’la konuşmuyor,
mumları söndürmüyor,
arada kalmıyor,
Atatürk’le tavla oynamıyor,
Babaanneyle buluşmuyor,
hep çocuk kalmıyor,
Grieg bilmez, Mendelssohn dinlemez,
ama aç işte, hırs nedir biliyor,
unutmuyor, daha fazlasını görüyor.



E nerede kaldı öncelik istiyorum, ayrıcalık istiyorum
Nerede soluk hırsızları ?
Neden bize doğru koşmuyorlar?


Bilmiyor muyuz onun-aşkına?








Hayır. Hala bilinmeyen.
ONE ’ın bir parçası. Ana rahmindeyiz AŞKIN.
Kaç kere tekrarladı bu dünya kendini, kıyameti kopardı da.
Kaç tane kraldan çok kralcıya, bestelendi bu keder...
Kaç kere diriltilen insan, gitti ve geldi evrende
bir not, bir doküman yok. hala efsane, hala BİLMİYOR insan.



DEMEK Kİ,
ölüm sanıldığı gibi değil.

Dolar çıkar diyor halk. Demek ki düşecek.
ULUORTA Ölüm Hayırdır, demiyor HALK.
Demek ki HAYIR =)
Demek ki YOKLUK.

Seçilmişler, yoklukta ziyaret ediyor.
Ziyaret ne kadar sürüyor belli değil.
Zira bu da bir rivayet…
Tanrı bizim kadar uyanık değil.
Huzurun nedir?
Yok musun? Yokluk musun?



Müsadenizle,
Muna Genç T.


*Alın size medyası gelmemiş, dürüst bir dip not:
Bu yazı, tamamı okunmuşsa da, tekrarlanmışsa,
yaz zamanı - hafta sonu ve gündüzleri, hiçbir şey ifade etmiyorsa,
içlerde bir yere yazılmış ve serzenişilmiş demek, olabilir.
SAMİMİ OLUYOR DERKEN...

No comments:

Post a Comment