Yürekten, bu güne...
İlk defa, hayatımda ilk defa 21Mart 2012 takvimini gösteren imsak vakti denilen vakitte,
Güneşi çağıran ezanı dinlerken tüylerim diken diken oldu. Sonra gözleri duyar mı insanın? Öyle hiç açılmamış tozlu bir kapı açar gibi, Alice'in kuyusundan içeri düşer gibi bir anda!? Duyar mı? Koca bir kulak gibi hisseder mi kendini! Gerçekten uyandığımı hissettim. Uyandırıldığımı da.
Dinledim. Dinlerken pencereleri açtı ruhum, teker teker.
Bir süre sonra köpekleri fark ettim, uluyorlardu (okuması ne zor oldu böyle). Uluyor ve havlıyorlardı. Erik de içerden onlara eşlik ediyordu.
Birlik. Her yerde var olan Birlik.
Nerede ve nasıl olursanız olun. Katılabilirsiniz.
Ekinoks dışında ne gibi bir şey ararsınız bu günde ve bu aydınlıkta, bilmiyorum.
ama daha Güneş doğmadan benim içim huzurla doldu.
Nasıl bir yorumla çağrıldık o vakit, nasıl bir yorumla uyandırıldık,
Bütün doğanın, ağaçların, toprağın dinlediğini bile duyuyordum. Rüzgarlar bile susmuştu. Yastığım, yerdeki kağıtlar, boyalar ve ışık veren her nesne her şey dinliyordu bu ezanı, kıpırdamadan.
Çocukluğumdan bu yana ilk defa bir sabah ezanından korkmadım yaa!
Gerçi ne yapacağımı da şaşırdım, hayran hayran dinlerken. Kalksam mı, dik mi otursam, meditasyon mu yapsam.. Sustu sonra içsesim. Sadece dinledim. Dinledim. Dinledim o sesi bitene kadar.
Güne böylesi başlamak.. Ne kadar yer açıyormuş.
Yeni yerler...

Her kullanmadığımız şeyden, her bizi iyi'leştirmeyen duygu, düşünce ve eşyadan, her yük yapandan
alıyormuş bizi. Bir fincana. Bir fincana alıyormuş bizi. Bu fincanın üzerinden geçiyormuş bulutlar bir süre...
Öğleni takip eden bir ezanda mezcettim. Bir güzeeeel dualar ettim aileme ve sevdiklerime ve yoluma, yollarımıza..
Bakıyorsunuz, dünün iyi'leri, bugün de tanık. Yarın olmaya aday!
Evet, biraz değiştirecek, tamamlayacak ve unutacağız bu iyi'leri. Sonra hatırlayıp yine değişeceğiz. Sonra yine.
Öyle bir uyanıyor ki Gün üzerinizde; aydınlığı, uyandıklarınıza sarılırken
karanlığı, duyduklarını sıcak kanatlarıyla örtebiliyor. Eliaçık da olsanız, yalnız izliyor da olsanız,
'zinhar' diyorum,
Kul hakkı yenebilir de yenmeyebilir de. Yani siz ne derseniz o.
Tanıkları, şahitleri siz koydunuz yüreğinize.

Tembellik yoksa, korku da azalıyor, Korku azaldıkça Tereddüt de çıkıp gidiyor
az ileride sağda bir huzur kokusu alıyorsunuz, sonrası bildiğiniz gibi, Hep ileride ama =)
Hedeflerimiz, uğruna ölebileceğimiz amaçlarla var oluyoruz hayatta. Taşırmadan, sıçratmadan olmuyor tabii =)

Hem biraz biz taşabiliyoruz, hem vuku bulanlar, hem olanlar, sonra bulaştırabiliyoruz, sonra sıçrıyorlar, dal sarkıyor =)) ne derseniz siz buna, Sıçratmaaaa! Sıçratma! =) Ne güzel bir kelime =)
Yan duştaki sular için söylenince de güzel,
ne olduğunu ne yaptığını bilmeden büyük boy konuşanlar için de güzel =)

Bir bilseniz, aghh neden yılınmaz ki bu ara! Hakkı ödenmezler bir dolu. Önce Hakkı ödenmez ailem için bir şeyler var aklımda, hayırlısı =)
Yol yapmış dünya! Yolllll! O geçen hafta karşılaştığım Karıncalar ısırmışlar işte beni =)
Bir hayvan totem'leri ilgilisi olarak, sabah sabah elimdekilere Arı konuncaaa, böyle çıkıyor kelimeler!
Rüyamı da anlatmak isterdim, ama inanın kafanızın karışmasına elzem yok bugün =)
Bugün, tüylerinizi ne diken diken ediyorsa o. Nereyi gidiyorsanız orası.
Varlıkla,
muna
No comments:
Post a Comment