18/08/2013

"her kavanozun kapağı yok" dedi İsa.

 

 
 
 
Alıp götürmek...

Tıpkı bir şarkı gibi… Şarkı dediysek, bu ; since I’ve been loving you…
Saçlarımızdan, kulaklarımızdan tutup çeken rüzgarlar gibi… Yüzümüzü kıyafetlerimizi buruşturan sular sellerle bir. Alıp götürür seni. Çeker içine. O içine çektikçe sen çıkarsın kendinden. Kimse kalmaz senden. Kimse bulamaz seni yerinde. Hep bi başka bakarsın. Neredeyse duymazsın. Ya düşüyorsundur, ya çıkıyorsunuzdur, hep bi uğultu vardır kulağında…
Öyle bi çekimdir ki bu, 10’a kadar bile sayamazsın ama nefes almadan şarkı söylersin. Çalışırken, yürürken, uyanırken dışarıdan film izliyor gibi hissedersin. Sanki sen havadasın. Havada bir göz. Belki de bi kulak sadece. Her hareketin bir yokoluştur aslında. Kendi kendini yok ettiğin bir varoluş. Hiçbir açlık hissetmezsin. Organların nefes alır verir senin yerine.
Öyle bi birlik ki tanımazsın aynadakini.
Görünen değildir o artık; görendir duyandır, taşıyandır. Taşarsın durup dururken sokağa. Çıkman gerekir, koşarsın. Sanki o gün, rüzgar olman gerekir hatta.
Günlük işinmiş gibi gelir rüzgar olmak. Esmek. Dokunmak. Daha da hızlanmak ve dokunamamayı denemek… Dalgaları sen yaratırsın. Almıştır seni, katmıştır varlığına…
Ufff bi kere yeter, bi kere tadına vardın mı, bilirsin onunla çoğalacağını.
Bilirsin özünden, bir kez göz göze geldin mi, göze alırsın artık her şeyi. Her olmadığın şeyi.

İyi de değilsindir. Kötü de. Oldukların seni getirmiştir buraya.
Ve taşlar tek tek havalanır yerden.
Hiçbir şey yerinde durmayacak, dönüşecektir, hele ki var gücünle şimdi buradaysan. Gör bak.
Ne yollar var sende. Nasıl alıp götürüyormuşsun sen de.


 
 

 

******** İyi ki, defalarca gittiğim ve gitmek isteyebileceğim bir yerde karşılaştık seninle. Burası güzel hala... ********

 
 
 
 

-
 
 

Daha çok taze; İsa'dan duydum;  "her kavanozun kapağı yok" dedi. Görenler hariç -gözlerimizin içi gülüyor çünkü- hepsi bizim uydurmamız. Mayası içimizde!
Bu sevgilerrrr, alıp götüren ormanevi'ne ...

*******

 
 
***
 
 "Yeryüzündekiler çıkarken, Gökyüzündekiler iner"
Keskin bir ses geçti
üzerimden. Üzerimdeki bulutları kesti gitti. Bir gözümü açarak bakmaya çalıştım, bir kanat gördüğümü hatırlıyorum. Kocaman parmaklı bir kanat. O parmaklarla ne tutabilir diye düşündüm. Tutup sıcak bir çay içer, kum torbalarını taşır. Çay içemese bile bardağı tutup tavşanlara kaldırabilir, sabah şerefine. Sabah oldu hadi bakalım gün bizim der gibi, yanında bir çay bardağı arıyor olabilir. Diğer yanda diğerci-kuşlar ona bakarken, Gerçek ile O'nun arasında her ne varsa...fevkalade.

No comments:

Post a Comment