yanmakta olan ateşten çıkmış
arzu ve açgöz..
gözleri korlaşmış
gördükleri lavanta renginde
ya dumanlı ya yağmur geliyor
şu oyuncular
ne çamlar deviriyor be!

akan her şey, örtüyor üzerimi. alamıyorum seni. damarlarımız, sıralı.
hissettiklerimiz, devede kulak
telaşımız yok, bu ay hepimize yeter
yüzünden rengini seçemiyorum
kordan, güneşten kalmayım, gözlerim güneşin. aydınlık yakıcı ve kımıltısız. yakıcı ve yavaş. kaşınırsan, ki kaşınırsın, derin ve tuzlu. akıl sır un ufak. gülmek işe yarıyor bak. nefes almak,
topraktan gelen rüzgarlarla taşınan kokuları duymak,
kanat çırpanların telaşı... bir nevi gök gürültüsü.
işe yarasın diye değil de, hazırım işte ölmeye diyorum, al işte canımı. hayır diyor bir ömür daha var. dördüncü ömrüm lan, babaanne turşusu kur benden!
ı-ıh, bu ara ömür böyle, tam bir öğrenci hali. bazen hoca gelmiyor, neyle doyacağımı bilmediğimden değil, biraz da tembellikten -tam da bu sıra- hiçbir şey hatırlamıyormuş gibi davranıyorum, hepsi olabilir ama cevabım hiçbiri. sevgimden değil. sevgiyi tutamadığımdan. oluk oluk. kareler benim karelerim bile değil. patates topluyor ellerim. soğanları daha ince kesiyorum. sonra sen kafanı eğiyorsun. inekler yürüyor... sen de duyuyor musun acaba, çanları? renkleri geliyor aklıma. dokunmasam ne yapardım sana? bi' memeli neşesi geliyor üstüme
hiç sorma :)
peşpeşe iki karınca sol elimden aşağı iniyor. "when i come hooome. i've walked five hundred miles... and i.." biz de tam bu sıralar sus payıylayız. sırtımdakiler suda. kollarım bacaklarım yok. uçarım da zıplarım da, cana sorsan bana duman ver diyor. haydaaaa, duman nereden çıktı.
olur mu, diyor
duman haberdir
duman, susla haşır neşir.
bir de denemeler var tabii, adak da denebilir, demesek de olur :) hiçbir şey yeme, yine yanakların al al, dipdiri, zinde olabiliyorsun. aghh oluyor işte cevabı ne yapacaksın, ömre çek, gez onu da. saçlarından tut, kavra. arala gözlerini yıldızlara...
gördüklerin mutlaka başka bir şey. ve senin işin hiç değil.
geçerken izle, geçince sus. erke bırak, arkalar. haaaa hala burun karıştırmak çok keyifli. heyecanlı olduğumuzu haber ediyor, çokluğu :) salgılar arttıkça :)
milyonlarca cevap var. milkarlarca. dil bildikçe kültür açıldıkça ruhi, toprak dalgalanıyor cevaplar artıyor.
sonra sabah oluyor. pazar oluyor. bir vakit. ölüyorsun. o kadar.
doğada ertesi yok. her şey onun devamı. bedenini bıraktığın an, andın açılır kalbin okunur... sade bu.
duyan olursa,
kor gözlerde yaş olur
yürürken akarlar hani, toprağa haber eder seni...
severek eğlenerek öldün mü onu sorarlar bak
ondan kaçış yok
gülerek, severek mi hatırlayacağız birbirimizi. çok çalıştık ama hep eğlendik ahh ne tatlar var deriz acıda, akla selim gelmeyen..
yoldayız biliyorum.
- gidiyor muyuz peki?
- seni doyurmak için doğmuşum ben.
- tokum ben, gidelim!
- çocuklarımızın çocuklarına da kalabilecek bir tokluktan bahsediyorum.. en azından hatırlandığında tekrar canlanacak bir şey...
- ne istiyorsun? çizgi-film, ağaç, kuş, akan su mu? onu de.
arzular yandı.
emek hazır.
arzu ve açgöz..
gözleri korlaşmış
gördükleri lavanta renginde
ya dumanlı ya yağmur geliyor
şu oyuncular
ne çamlar deviriyor be!

akan her şey, örtüyor üzerimi. alamıyorum seni. damarlarımız, sıralı.
hissettiklerimiz, devede kulak
telaşımız yok, bu ay hepimize yeter
yüzünden rengini seçemiyorum
kordan, güneşten kalmayım, gözlerim güneşin. aydınlık yakıcı ve kımıltısız. yakıcı ve yavaş. kaşınırsan, ki kaşınırsın, derin ve tuzlu. akıl sır un ufak. gülmek işe yarıyor bak. nefes almak,
topraktan gelen rüzgarlarla taşınan kokuları duymak,
kanat çırpanların telaşı... bir nevi gök gürültüsü.
işe yarasın diye değil de, hazırım işte ölmeye diyorum, al işte canımı. hayır diyor bir ömür daha var. dördüncü ömrüm lan, babaanne turşusu kur benden!
ı-ıh, bu ara ömür böyle, tam bir öğrenci hali. bazen hoca gelmiyor, neyle doyacağımı bilmediğimden değil, biraz da tembellikten -tam da bu sıra- hiçbir şey hatırlamıyormuş gibi davranıyorum, hepsi olabilir ama cevabım hiçbiri. sevgimden değil. sevgiyi tutamadığımdan. oluk oluk. kareler benim karelerim bile değil. patates topluyor ellerim. soğanları daha ince kesiyorum. sonra sen kafanı eğiyorsun. inekler yürüyor... sen de duyuyor musun acaba, çanları? renkleri geliyor aklıma. dokunmasam ne yapardım sana? bi' memeli neşesi geliyor üstüme
hiç sorma :)
peşpeşe iki karınca sol elimden aşağı iniyor. "when i come hooome. i've walked five hundred miles... and i.." biz de tam bu sıralar sus payıylayız. sırtımdakiler suda. kollarım bacaklarım yok. uçarım da zıplarım da, cana sorsan bana duman ver diyor. haydaaaa, duman nereden çıktı.
olur mu, diyor
duman haberdir
duman, susla haşır neşir.
bir de denemeler var tabii, adak da denebilir, demesek de olur :) hiçbir şey yeme, yine yanakların al al, dipdiri, zinde olabiliyorsun. aghh oluyor işte cevabı ne yapacaksın, ömre çek, gez onu da. saçlarından tut, kavra. arala gözlerini yıldızlara...
gördüklerin mutlaka başka bir şey. ve senin işin hiç değil.
geçerken izle, geçince sus. erke bırak, arkalar. haaaa hala burun karıştırmak çok keyifli. heyecanlı olduğumuzu haber ediyor, çokluğu :) salgılar arttıkça :)
milyonlarca cevap var. milkarlarca. dil bildikçe kültür açıldıkça ruhi, toprak dalgalanıyor cevaplar artıyor.
sonra sabah oluyor. pazar oluyor. bir vakit. ölüyorsun. o kadar.
doğada ertesi yok. her şey onun devamı. bedenini bıraktığın an, andın açılır kalbin okunur... sade bu.
duyan olursa,
kor gözlerde yaş olur
yürürken akarlar hani, toprağa haber eder seni...
severek eğlenerek öldün mü onu sorarlar bak
ondan kaçış yok
gülerek, severek mi hatırlayacağız birbirimizi. çok çalıştık ama hep eğlendik ahh ne tatlar var deriz acıda, akla selim gelmeyen..
yoldayız biliyorum.
- gidiyor muyuz peki?
- seni doyurmak için doğmuşum ben.
- tokum ben, gidelim!
- çocuklarımızın çocuklarına da kalabilecek bir tokluktan bahsediyorum.. en azından hatırlandığında tekrar canlanacak bir şey...
- ne istiyorsun? çizgi-film, ağaç, kuş, akan su mu? onu de.
- köprü kurulsa, daha çok gelen olabilir, gülümseyen de... ne dersin?
ayaydınlığı içinde, omuriliği dik bir şarkı var, duyarsan..arzular yandı.
emek hazır.

No comments:
Post a Comment